Sanayi devrimi sonrasında çalışma saatleri 14-16 saate kadar çıkıyordu. Fabrikalarda önce sadece erkekler çalıştırılırken, düşük ücret uygulaması nedeniyle kadın ve çocuklar da zorunlu olarak fabrika yaşamına işçi olarak girmek zorunda kaldı.

1800’lü yılların başında çocukların çalışmaya başlama yaşı tekstilde 5, madenlerde 8’di. Uzun çalışma süreleri, erken yaşta çalışmaya başlama, sağlıksız çalışma ve yaşam koşulları nedeniyle işçilerin ortalama ömrü 32-35 yaş arasındaydı.

1880’li yıllar, ağırlıklı olarak kol emeğinin kullanıldığı ve çalışma şartlarının çok kötü olduğu yıllardı. Küçük çocukların karın tokluğuna çalıştırılması ve 14-15 saate kadar varan iş günleri söz konusuydu.

Şirketler eşi görülmemiş bir hızla büyürken, işçiler, işyeri güvenliği, sağlık koşulları, örgütlenme ve grev gibi en temel haklarını dahi tanımayan bir siyasi ve hukuki sistem ile karşı karşıyaydılar.

1881 yılında yarım milyon işçiyi temsilen kurulan Örgütlü Meslek ve Emek Birlikleri Federasyonu

“8 saatlik iş günü” mücadelesini ülke geneline yaymak ve işçilerin kararlılıklarını göstermek amacıyla mücadeleyi yükseltti.

İlk kez 1856’da Avustralya’nın Melbourne kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi’nden Parlamento Evi’ne kadar bir yürüyüş düzenlediler.  8 saatlik iş günü talebini de içeren taleplerle genel greve gittiler.

  1. Enternasyonal, 1866 Cenevre Kongresinde bütün ülkelerde 8 saatlik iş günü mücadelesi yürütülmesi çağrısı yaptı. Bu çağrı farklı kıtalarda, özellikle Avrupa ve ABD’de ciddi karşılık buldu.
  2. yüzyılın ilk yarısında Avrupa’da olduğu gibi, ABD’de de işçi örgütleri olan sendikaların yasal olarak tanınması, uzun çalışma sürelerinin azaltılması, 14 yaşından küçüklerin çalıştırılmasının yasaklanması talepleri ön plandaydı. O zaman ‘yasa dışı örgüt’ olarak kabul edilen sendikalara üye olan işçiler kara listeye alınıyor, fiili grevler polis, hatta asker gücüyle dağıtılıyor, işçiler eylem ya da yürüyüş yaptıklarında polis tarafından engelleniyor, hatta öldürülüyordu. Nitekim Almanya’da hakları için greve çıkan binlerce işçinin kulakları kesilirken, Rusya’da grevci işçiler kurşuna diziliyor, işçiler ABD’de devletin yasalarına karşı çıkarak greve giden işçiler en ağır şekilde cezalandırılıyordu.

İşçi sınıfının çalışma ve yaşam koşulları, 1873-1878 arasında yaşanan ‘Büyük Kriz’ sonrasında daha da kötüleşti. Bu dönemde milyonlarca işçi işsiz kaldı. Yaşanan krizi aşmak için bazı eyaletlerde işçi ücretlerinin düşürülmesi kararına karşı yaygın ve kitlesel protestolar, eylem ve grevler yaşandı. Artan işsizlik ve işçi ücretlerinin sürekli düşmesi, işçilerin patronlar karşısında birleşmesini, kendi mücadele örgütlerini kurmasını kolaylaştırdı ve ABD işçi sınıfı hareketi hızlı bir gelişim gösterdi. 

Amerikan işçi sınıfı, 1886’nın mayıs ayına kadar yapılan bütün toplantı, kitlesel eylem ve yürüyüşlerde ‘Sekiz Saat Çalışma, Sekiz Saat Dinlenme, Sekiz Saat Canımız Ne İsterse!’ sloganı etrafında hareket etti.

1 Mayıs 1886’da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. ABD’nin en büyük sanayi kentlerinden biri olan Chicago’da işçilerin 8 saat iş günü mücadelesi, onları ABD işçi hareketinin öncüsü haline getirmişti.  Chicago’da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil’de (Kentaki) 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. O dönemde Luizvil’deki parklar, siyahlara kapalıydı. İşçiler, sokaklarda yürüdükten sonra hep birlikte Ulusal Park’a girdi. Her eyalet ve kentte, siyah ve beyaz işçilerin birlikte yaptığı gösteriler, gazeteler tarafından, ‘Böylece ön yargı duvarı yıkılmış oldu’ şeklinde yorumlanmıştı. Öte yandan Chicago polisi işçi eylemlerine karşı acımasız ve saldırgan tavrı ile biliniyordu. Polislerin dışında, Chicago’nun büyük patronları tarafından özel milisler yetiştiriliyor, grevleri etkisiz hale getirmek için grev kırıcıları kullanılıyordu.  

Grev ve gösteriler, 1 Mayıs sonrasında da devam etti. 3 Mayıs’ta tarım aletleri üretilen McCormick’e ait bir fabrikadan atılan ve grevde olan işçiler miting yaparak, patronun grev kırıcılarını kullanmasını protesto etmek için fabrikaya doğru yürüyüşe geçti. Grevci işçilere ateş açan polis, 4 işçinin ölmesine neden oldu. Bu saldırıyı protesto etmek için 4 Mayıs’ta Haymarket Meydanı’nda miting düzenlendi. Miting dağılırken, kürsünün önüne bir bomba atıldı. Patlayan bomba nedeniyle 7 polis öldü. Yüzlerce işçi asılsız ithamlarla tutuklandı. Eylemler öncesinde basın tarafından hedef haline getirilen işçi önderlerinden Albert R. Parsons, August Spies, Adolph Fischer, George Engel tutuklandı ve göstermelik bir yargılamanın ardından, 11 Kasım 1887’de idam edildiler.

Bu gösteriler 1 Mayıs’ı izleyen günlerde tüm harareti ile devam etti ve 4 Mayıs’ta kanlı Haymarket Olayı’na yol açtı.

Haymarket komplosu, 1880’li yıllar boyunca kitleselleşerek yükselen, 1886’da doruk noktasına ulaşan işçi sınıfı mücadelesinin önünün kesilmesi, işçilerin mücadele örgütleri haline gelen sendikaların zayıflatılmasına yönelik planlı bir hamleydi. Nitekim dönemin sermaye güçleri 1 Mayıs’ta grev yaparak sekiz saat hakkını kazanan işçilerin bu hakkını ellerinden almaya başladılar. Ancak işçilerin sendikalarda birleşip örgütlenerek mücadele etmesinin önüne geçemediler.

1 MAYISIN İLANI

1 Mayıs tarihi ilk kez, Amerikan Emek Federasyonu (AFL) 1888’de, 8 saatlik iş günü kabul edilinceye kadar her yılın 1 Mayıs’ında grev yapılması kararıyla gündeme geldi. Başta İngiltere, Almanya, Fransa ve Belçika’daki sendikalar olmak üzere, o dönem işçi hareketinin güçlü olduğu ülkelerde örgütlü sendikalar bu karara katılacaklarını ilan ettiler.

Uygulanan yasal baskılarla bu gösterinin tekrarlanması engellendi. 14 Temmuz-21 Temmuz 1889’da toplanan İkinci Enternasyonal’de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada “Birlik, mücadele ve dayanışma günü ” olarak kutlanmasına karar verildi. Böylece ikinci gösteri 1890 yılında yapılabildi.

Zamanla 8 saatlik işgünü birçok ülkede resmen kabul edildi. 1 Mayıs böylece işçilerin birlik ve dayanışmasını yansıtan bir bayram niteliğini kazandı.

Efor OSGB İstanbul; Tecrübeli İş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleriyle İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetlerinizde kaliteli ve güvenilir OSGB’dir. Efor OSGB ile Geleceğe GÜVENLE Bakın!

Leave a Reply